7znXe.png
Ana Sayfa Gündem, Yazarlar 4.10.2020 3333 Görüntüleme
Mehmet Serhat YILMAZ

Prof.Dr.Mehmet Serhat YILMAZ Türk Ocakları Kastamonu İl Başkanı

AZERBAYCAN İLK SEFARET HEYETİ KASTAMONU’DA (8-10 EKİM 1921)

Türkiye ve Azerbaycan arasında diplomatik ilişkilerinin başlangıcı ve en yoğun olduğu dönem Milli Mücadele Dönemi’dir. Bu dönemde 13 Ekim 1921’de Kars’ta, Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Arasında Dostluk Antlaşması imzalanmıştır. 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması doğrultusunda yapılan Kars Antlaşması ile Türkiye’nin doğu sınırı kesinleşmiştir. Böylece Kafkas ülkesi, Türkiye’nin Misakı Milli sınırlarını tanımıştır. İbrahim Muharrem oğlu Abilof Eylül 1921’de Azerbaycan Türkiye Büyükelçisi görevine atanmıştır. Abilof sefaret heyetiyle birlikte Trabzon ve Kastamonu üzerinden Ankara’ya gelmiştir. Azerbaycan Sefaret Heyeti’nin Kastamonu’da geçirdiği süre içerinde yaptığı ziyaretler ve görüşmeler yerel basın taranarak ortaya konmaktadır.

 

Sefaret Heyeti’nin Kastamonu’ya gelmesi ve vilayette yaptığı ziyaretler ve Ankara’ya uğurlanmasına Açıksöz gazetesinde ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Sefaret Heyeti Küre’de karşılanmış, son derece ilgi gösterilmiştir. Küre’den hareket eden heyet 8 Ekim 1921 tarihinde gece otomobillerle Kastamonu’ya ulaşmıştır. Gece ve sabahleyin Belediye tarafından şereflerine ziyafet verilmiştir. 9 Ekim 1921 günü sefir ve maiyeti vilayet makamı ve askeri kumandanlığı ziyaret etmişledir. Daha sonra Belediyeyi ziyaret eden Sefaret Heyeti 27 erkek ve kalanı aile olmak üzere 37 kişiden ibaretti.

Dönemin Açıksöz gazetesi başyazarı olan İsmail Habib (Sevük) “Kardaş Hükumetin Sefiri” başlıklı bir başyazı kaleme almış, ayrıca Sefir Abilof ile uzun bir mülakat yaprak yine Açıksöz’de bu mülakatı yayınlamıştır. Heyetle birlikte Menteşe Mebusu ve birinci Kastamonu İstiklal Mahkemesinde üyesi olup Moskova sefaret heyetiyle birlikte Rusya’ya giden Dr. Tevfik Rüşdü (Zorlu) Beyle Reji Genel Müdürü Midhat Bey de Kastamonu’ya gelmiştir.

9 Ekim günü Azerbaycan Sefiri İbrahim Abilof sefaret erkânıyla TBMM azası Dr. Tevfik Rüşdü, İstiklal Mahkemesi azası Hamdi ve Reji Genel Müdürü Midhad Bey Belediye Dairesini teşrif ile Belediye Başkanı Hacı Tevfik Bey ile bir süre görüştükten sonra Şeyh Şa’bân-ı Velî Dergâhına giderek bir ziyarette bulunmuşlardır.

Azerbaycan Sefaret Heyeti 10 Ekim 1921 Salı sabahı günü yine otomobillerle Ankara’ya hareket etmiştir. Azerbaycan Sefaret Heyeti Kastamonulular, Vali Bey, Kumandan Paşa Belediye yöneticileri, Müdafaa-yı Hukuk heyetleri ve memurlar tarafından geniş katılımlı bir törenle uğurlanmıştır. Kastamonu’dan ayrılan sefaret heyeti Ankara’ya yaklaşınca önce Ravlı’da Hariciye Müsteşarı Suad ve Ankara Valisi İhsan Beyler tarafından karşılanmış, daha sonra Ankara’ya iki saat mesafede ulunan Abacılar Köprüsü’nde Hariciye Vekili Yusuf Kemal (Tengirşek), Maarif Vekili Hamdullah Subhi Beyler tarafından karşılanmıştır. 18 Kasım 1921 günü, Ankara Cebeci’de Hamamönü mevkiindeki Azerbaycan Sefaret binasına İbrahim Abilof ve TBMM Başkanı ve Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılan konuşmalar sonunda törenle bayrak çekilmiştir.

Lozan’da görüşmeler sürerken Türkiye savaş sonrası yeni atılımlar yapmakta, hızla dünya konjonktürüne uymaya çalışmaktadır. Bu bağlamda İzmir’de 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir İktisat Kongresi düzenlenir. Kongreye içlerinde Aralov, Abilov ve Astanov’un da aralarında bulunduğu Sovyet temsilcileri de katılır. Kongre boyunca çeşitli temaslar gerçekleştiren heyet, 23 Şubat 1923 günü Azerbaycan Büyükelçisi Abilov’un ölümü ile sarsılır. Abilov’dan sonra Azerbaycan’ın Türkiye Elçiliği kapanacak ve tüm Sovyet Cumhuriyetlerinin çalışmaları SSCB Büyükelçiliği çatısı altında toplanacaktır.

Heyetin Küre’ye Gelişi

Heyetin Küre’ye gelişini Açıksöz gazetesi Küre muhabiri telgrafla şu şekilde bildirmektedir: “Azerbaycan sefiri ve maiyetine ve heyetle beraber bulunan mebus beylere Küre’de parlak bir istikbal yapılmış ve Belediye Dairesinde şereflerine bir çay ziyafeti keşide edilmiştir” (Hey’ete Küre’de İstikbâl, Açıksöz, Yıl: 3, Sayı:304, 9 Teşrin-i evvel 1337, s.1).

Küre’den hareket eden heyet 8 Ekim 1921 tarihinde gece otomobillerle Kastamonu’ya ulaşmışlardır. Karşılama için fevkalade hazırlıklar yapılmıştı. Fakat vaktin geç olması sebebiyle karşılama programı kısaltılmıştır. Gece ve sabahleyin Belediye tarafından şereflerine ziyafet verilmiştir. 9 Ekim 1921 günü sefir ve maiyeti vilayet makamı ve askeri kumandanlığı ziyaret etmişledir. Saat dokuza doğru da Belediyeyi ziyaret buyurmuşlardır. Sefaret Heyeti 27 erkek ve kalanı aile olmak üzere 37 kişiden ibaretti. Açıksöz’e göre heyette şu isimler bulunmaktaydı:

Sefir: İbrahim Abilov

Askerî Ateşe: Ali Asker Askerov

Başkâtip: Davud Resulzade

Hususi Kâtip: İsmail İsmailov

Ticaret Şubesi Müdürü: Musa Sultanov

İdare Müdürü: Yusuf Ahundov

İstihbarat Şubesi Müdürü: Ağa Baba Yusufzade

Tasarrufat Şubesi Müdürü: Nadir İbrahimov

Ticaret Şube Müdür Muavini: Gazanfer Nerimanov

Heyetle birlikte Menteşe Mebusu ve birinci Kastamonu İstiklal Mahkemesi üyesi olup Moskova sefaret heyetiyle birlikte Rusya’ya giden Dr. Tevfik Rüşdü (Zorlu) Beyle Reji Genel Müdürü Midhat Bey de Kastamonu’ya gelmiştir.(Azerbaycan Hey’et-i Sefâreti, Açıksöz, Yıl: 3, Sayı:304, 9 Teşrin-i evvel 1337, s.1).

Sefaret Heyeti Kastamonu’da

9 Ekim günü Azerbaycan Sefiri İbrahim Abilov sefaret erkânıyla TBMM azası Dr. Tevfik Rüşdü, İstiklal Mahkemesi azası Hamdi ve Reji Genel Müdürü Midhad Bey Belediye Dairesini teşrif ile Belediye Başkanı Hacı Tevfik Bey ile bir süre görüştükten sonra Şeyh Şa’bân-ı Velî Dergâhına giderek bir ziyarette bulunmuşlardır. Heyet geceyi Kastamonu’da Sefa Oteli’nde geçirmişlerdir. (Dünkü Ziyaretler”, Açıksöz, Yıl: 3, Sayı:305, 10 Teşrin-i evvel 1337, s.2).

Sefaret Heyetinin Kastamonu’dan Ayrılması

Azerbaycan Sefaret Heyeti 10 Ekim 1921 Salı sabahı günü alaturka saat üçte otomobillerle Ankara’ya doğru hareket etmiştir. Açıksöz gazetesinde heyetin uğurlanması şu şekilde haber yapılmıştır: “Azerbaycan Hey’et-i Sefareti bugün otomobillerle saat üçte Ankara’ya müteveccihen hareket ettiler. Teşyî’ merasiminde kardaş hükumet sefirinin şehrimizi teşriflerinden dolayı fevkalade dil-serir olan Kastamonu halkının ekserisiyle vali beyefendi ve kumandan paşa hazretleri belediye ve Müdafaa-yı Hukuk heyetleri erkân ve memurîn-i hükumet hazır bulunmuşlardır. Bir kıt’a-yı askeriye resm-i selâmı ifâ ettiği gibi polis ve jandarma tarafından da râsime-yi ihtirâm ifâ olunmuştur. Aziz ve muhterem misafirlerimize hayırlı yolculuklar dileriz”. (Hey’et-i Sefâretin Azîmeti, Açıksöz, Yıl:3, Sayı:305, 10 Teşrin-i evvel 1337, s.2).

Azerbaycan Sefaret heyetiyle birlikte Kastamonu’ya gelen Menteşe Mebusu Tevfik Rüşdü Beyden başka Trabzon Mebusu Recai, Lazistan Mebusu Osman Nuri, İzmit Mebusu Fuad, Oltu Mebusu Yasin Beyler de Kastamonu’dan Ankara’ya hareket etmişlerdir. (Şehrimize Gelen Meb’ûslar, Açıksöz, Yıl:3, Sayı:306, 11 Teşrin-i evvel 1337, s.1).

Salı sabahı Kastamonu’dan ayrılan sefaret heyeti Ankara’ya ulaşmış ve karşılanmıştır. Sefaret Heyeti Ravlı’da Hariciye Müsteşarı Suad ve Ankara Valisi İhsan Beyler tarafından karşılanmış, Ankara’ya iki saat mesafede ulunan Abacılar Köprüsü’nde Hariciye Vekili Yusuf Kemal (Tengirşek), Maarif Vekili Hamdullah Subhi Beyler tarafından karşılanmıştır. Karşılama törenine mızıka ve askeri müfrezelerle ahaliden pek çok kişi iştirak etmiştir. (Azerbaycan Hey’et-i Sefâreti Ankara’da, Açıksöz, Yıl:3, Sayı:308, 13 Teşrin-i evvel 1337, s.2). 18 Kasım 1921 günü, Ankara Cebeci’de Hamamönü mevkiindeki Azerbaycan Sefaret binasına İbrahim Abilof ve TBMM Başkanı ve Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılan konuşmalar sonunda törenle bayrak çekilmiştir.

Azerbaycan Marşı

Açıksöz gazetesinde “Azerbaycan Marşı” başlıklı bir diğer yazıda marşın güftesi verilmiştir. Güfte Azerbaycan’ın istiklalinin tanınması sırasında İzmir’de bulunan İsmail Hiabib Bey tarafından orada “Kardaş Sesi” unvanıyla yazılmıştır. Bu güfte İzmir’in yetiştirdiği ünlü bestekâr İsmail Zühdü Bey tarafından bestelenmişti. Yunan tazyikine rağmen bu beste İzmir’de Azerbaycan’ın istiklalini tes’idi için yapılan ihtifalde yine İsmail Zühdü Bey tarafından yetiştirilmiş ve kıymetli bir musiki heyeti tarafından terennüm edilmişti. Bu marş İzmir bölgesinde ahaliye dağıtılmış, sade ve samimi güftesiyle onu hemen duymayan hiç kalmamıştı. Açıksöz’de Azerbaycan sefaret heyetinin Kastamonu’ya gelmesi münasebetiyle bir hatıra olmak üzere bu marşın güftesi verilmiştir. (Azerbaycan Marşı, Açıksöz, Yıl: 3, Sayı:304, 9 Teşrin-i evvel 1337, s.1).

Azerbaycan Marşı

Hilâl artık öldü diye

Sevinmişti düşman niye?

Hilâl birken iki oldu

Selâm bizden İkinciye!

Azerbaycan, Azerbaycan

Alkışladık seni candan.

***

Anamız bir, babamız bir

Azerbaycan öz kardaştır.

Zaten biriz, fakat yarın

Bütün bütün birleşilir!

Azerbaycan, Azerbaycan

Bildik hayal değil “Turan”!

Azerbaycan Sefiriyle Mülakat

İsmail Habib Bey Tevfik Rüşdü (Zorlu) Beyin delaletiyle Sefir Abilov ile Sefa Oteli’nin halı döşeli salonunda uzun bir mülakat yapmış ve “Azerbaycan Sefiriyle Mülakat” başlığıyla Açıksöz’de yayınlamıştır. Aşağıda İsmail Habib’in sorduğu sorulara yer verilmiştir. Sefirin verdiği cevaplar ise zaman zaman kısaltılmıştır. (İsmail Habib, Azerbaycan Sefîriyle Mülâkat, Açıksöz, Yıl: 3, Sayı:305, 10 Teşrin-i evvel 1337, s.1-2).

“Biz Bakü’ye sefir göndereli kemen bir sene oldu. Bu müddet zarfında hep sabırsızlıkla kardaş hükumetten gelecek sefiri bekledik. Bu te’hirin sebebi lütfedilir mi?

Sefir, samimi bir ifadeyle bu soruya “Bizim sefir göndermediğimiz ağır davrandığımız için değil, öz teşkilatımızı bitiremediğimizdendir.” Demiştir.

“Kars Konferansı hakkında malumat lütfedilir mi?

“Azerbaycan muhtariyeti hakkında malumat lütuf buyurulur mu?

“Sefir, ağzımdan çıkan bu muhtariyet kelimesine sinirlenir gibi oldu. Ne muhtariyeti, dedi. Azerbaycan muhtar değil, tamamıyla müstakildir. Kendi şûrası, kendi hükümeti, kendi ordusu var. Bu istiklal yalnız dâhili değil, aynı zamanda haricidir de. Düşününüz ki biz Rus Federasyonuna bile dahil değiliz. Bizim orada murahhaslarımız yok. Vakıa Moskova Federasyonuna bizden de bazı arkadaşlar gittiler. Fakat onlar murahhas olarak değil gayrı resmi olarak iştirak ettiler. Azerbaycan müstakil olduğu için federasyona murahhas gönderemezdi. Bizim dahili ve harici idaremiz özümüze aittir. Eğer federasyona dahil olaydık, buraya sefir de gönderemezdik. Harice sefir gönderen bir hükümet tamamen müstakil bir hükümettir.”

“Yeni Azerbaycan’ın Ruslarla alaka ve rabıta derecesi neden ibarettir?

“Azerbaycan ahvali ve onun komşularla münasebatı hakkında izahat lütfeder misiniz?

“Komşularla münasebatımız iyidir demeye bile hacet yok. Çünkü bizi taciz edecek komşu kalmadı. Taşnak Ermenistan ile Menşevik Gürcistan antant devletlerinin elinde oyuncak oluyorlardı. Şimdi onların başında bu idareler bulunmadığı için orada hepimiz rahatız. Aynı zamanda Rusya’nın Acaristan Müslümanlarına muhtariyet vermesi ve Batum’u onlara bırakması biz Azerbaycanlıları tabi çok sevindirdi.”

“Yeni Azerbaycan’daki mezhep ihtilafı…?

“Mezhep ihtilafı mı? Azerbaycan’da böyle bir şey yok. Sünni ve Şii münazaaları tamamen ortadan kalktı. İnkılabın faidelerini size üç şeyde hulasa edeyim: İnkılap ile Azerbaycan istiklalini kazandı. Mezhep tefrikalarını kaldırdı. Bir de maarifte terakkiye mazhar oldu.

“Maarifte çok terakki ettiniz öyle mi?

“Bir buçuk sene içinde bu terakkiyi nasıl temin edebildiniz?

Hani Sovyet idaresi tahsil-i aliye ehemmiyet vermiyor diyorlardı?

“Ticaret nasıl yapılıyor?

“Para tedavül ediyor mu?

“Otomobilinizde neden yalnız Osmanlı bayrağı var ve Azerbaycan bayrağı asmaya neden lüzum görmediniz?

Sefir sualden bir şey anlayamamış gibi durdu. Fakat otomobildeki Azerbaycan bayrağıdır, dedi. Hâlbuki bu bayrak kırmızı renkli, hilal ve yıldızı olan bir bayraktı. Bu tıpkı bizim bayrağımızdı. Kırmızı renk Sovyet bayrağının rengi, Azerbaycan buna bir de hilal ve yıldız ilave etmiş, sordum:

Öyle ise sizin bayrağın bizimkinden hiç farkı yok. Sefir de diğer sefaret erkânına sordu:

“Farkı var mı?”. Dedi. Onlar da hayır dediler. Elinde dünkü Açıksöz gazetesini tutan sefaret erkânından birisi bana baktı. Gülerek:

Bayrak meselesini açıkla makaledeki bayrak fıkrasını tashih edeceksiniz galiba dedi.

Sefir ilave etti: Makalede yazılan üç renkli bayrak müsavat hükümeti zamanındaki bayraktı. Hâlbuki Azerbaycan’ın şimdiki bayrağı tıpkı Osmanlı bayrağıdır.

Bunda bir nükte mi vardı bilmem!

Artık mülakat uzamıştı, fazla taciz etmekten çekindim. Son suali ayakta sormuş ve son cevabı ayakta almıştım.

Anadolu hakkındaki ihtisasınızı lütuf buyurur musunuz?

Sefir mülakat sonunda “Çok rica ederim, Kastamonu halkına hakkımızda gösterdikleri lütufkarlıktan dolayı gerek hükümetim, gerek milletim ve gerek kendi şahsım namına nihayetsiz teşekkürler ettiğimi yazmayı unutmayınız! Buyurdu.

Kardaş Hükumetin Sefiri

“Evet, dün akşam buraya gelen ve bugün bizim aziz misafirimiz bulunan sefir karmaşa bir hükumetin, dost bir hükumetin, bilmem nasıl bir hükümetin değil, doğrudan doğruya kardaş bir hükumetin sefiridir. Hükumet ve milletler de fertler gibidir. Yekdiğerine komşu olan hükümetler ve yekdiğerinin dostu olan devletler, lisanları birbirine benzeyen milletler ve kanları birbirine yakın ırklar vardır.

Fakat dünyada hiçbir hükümet Azerbaycan’la bizim kadar yekdiğerinin kardaşı değildir ve dünyada Azerbaycan Türkleriyle Anadolu Türkleri kadar birbirinin aynı iki millet gösterilemez.

Bizim tarihlerimiz bir, dinimiz bir, bizim Azerbaycan’la lisanlarımız bir, kanımız birdir. Tarih bizi beraber doğurdu ve biz tarihi beraber yoğurduk. Azerbaycan’la bir günde beş defa kalplerimizi Mekke’deki Allah’ın evine beraber çeviriyoruz. Günde beş defa Azerbaycan’la bizim ellerimiz Allah’ın mihrab-ı vahdetinde beraber secdeye kapanıyor. Lisanlarımızın şivesi belki biraz farklı, fakat lisanlarımızın bünyesi yekdiğerinin aynıdır. Dualarımızı aynı dilde yapıyor, mevlitlerimizi aynı dilde okutuyor, hislerimizi aynı kelimelerle ifade ediyoruz. Azerbaycan’la biz yalnız tarihte, yalnız dinde ve lisanda değil kanda ve ırkta da beraberiz. Biz onun kanındanız ve o bizim ırkımızdandır.

Irkımız ki asalette tarihten daha yaşlı, kanımız ki temizlikte zülalden daha berraktır. İkimizin de asil bir ırkımız ve temiz bir kanımız, ikimizin de güzel bir lisanımız ve ulvî bir dinimiz, ikimizin de eski bir tarihimiz ve şanlı bir mazimiz var. Kanı kanımdan, dili dilimden, dini dinimden. Hayır, bu üç şeyle birleşen iki millet yekdiğerinin kardaşı bile değil, yekdiğerinin içinde erimiş iki mahlûl gibiyiz. Bizim her şeyimizde o ve onun her şeyinde biz varız. Vakıa hudutlarımız ayrıdır, fakat ruhlarımız birdir. Vakıa idarelerimiz ayrıdır, fakat kalplerimiz birdir. Vakıa sancaklarımız ayrıdır, fakat manaları aynı!

Ben de ne söylüyorum, hudutlarımız ve idarelerimiz ayrı öyle mi? Lakin Azerbaycan ki benim kardaşım bile değil benim milletimdir. Bir milleti haritanın rengi ve coğrafyanın meselesi nasıl ayırabilir? Benim milletimden olmayan benim hududumda olsa da benden değil, benim milletimden olan hududumun haricinde bulunsa da bendendir. Benim hududum içinde ki, benim matemimi bayram, bayramımı matem yapanlar var. Onları atıyorum, benim hududumun haricindeki Azerbaycan ki, benim elemim onda bir matem ve benim handem onda bir saadet oldu. O ki haritamın içinde olmasa da zararı yok, o benim ruhumun içindedir!

Biz onunla beraber güldük, onunla beraber ağladık. Onun her giryesi bende bir hıçkırık, benim her tebessümüm ona bir bayramdır. Biz “Ohh” dediysek o beraber sevindi, o “ahh” dediyse beraber inledik.

Demin ne dedim, sancaklarımız ayrı öyle mi? O, gök yeşil ve kırmızı renkli millî Azerbaycan sancağına dikkat ettiniz mi? O sancağın gök rengi Türklüğün mazisinden alındı, o gök sancak ki bir vakitler tarihin eski devirlerinde, dalgalandığı ufuklar, gökler kadar nihayetsizdi. O sancağın yeşil rengini İslamiyet’in kuvviyyetinden aldı.  Yeşil renk ki, bizde dinin timsalidir ve o renkte kutsiyet saçan ilahî bir mana var.

Peki, kırmızı rengi nereden mi aldılar diyeceksiniz? Azerbaycan’ın üç renkli sancağındaki gök renk Türklüğün mazisinden, yeşil renk İslamiyet’in kuvviyyetinden, kırmızı renk de Bakü’ye giren kardaş orduların önündeki al dalgalı bayraktan alındı! O al dalgalı bayrak ki onun rengi Bakü’ye giren kardaş ordunun akıttığı kan gibi temiz, o ordunun Azerbaycan’a girmek ve Çarlığı devirmek için akıttığı kan ki taşıdığı bayrağın rengi gibi kırmızıydı.

Sefir İbrahim Abilov yoldaş, dün akşam şehrimize geldiniz ve size kardaş bir hükümetin sefiri dedim, fakat şimdi anlıyorum ki bu söz kuvvetli ve kâfi değildir. Siz yalnız kardaş bir hükümetin değil kendi milletimin kendime gönderdiği bir sefirsiniz. Sizi kendi milletimin kendime gönderilen bir sefiri sıfatıyla selamlıyor ve bize bu günü gösteren Hakk’a şükrederek size ve beraberinizdeki heyete-i muhteremeye ruhumun derinliklerinden gelen çok sıcak, çok samimi bir şükran ve memnuniyetle “hoş geldiniz!” diyorum.” (İsmail Habib, Kardaş Hükumetin Sefiri, Açıksöz, Yıl: 3, Sayı:304, 9 Teşrin-i evvel 1337, s.1).

Not: Bu yazı daha önce Birinci Milletlerarası Türkiye-Azerbaycan Münasebetleri Sempozyumunda tebliğ olarak sunulmuştur. “Azerbaycan İlk Sefaret Heyetinin Kastamonu’dan Geçişi (8-10 Ekim 1921)”, Birinci Milletlerarası Türkiye-Azerbaycan Münasebetleri Sempozyumu Bildiriler (12-14 Mayıs 2016), Kastamonu Üniversitesi, Kastamonu, 2016, s.319-324.

Prof. Dr. Mehmet Serhat YILMAZ

serhat42@gmail.com

erdo

Yorumlar

Hazır Site by Uzman Tescil