www.kastamonubirincihaber.com kastamonuhaber kastamonudan haber birincihaber bizden haber kastamonugazeteleri haberler.com
Reklam
Bugun...
Reklam
YENİ BİR GÜN (Hikâye)


Mehmet SAYAN Mehmet Saim SAYAN
mehmetsaimsayan@gmail.com
 
 

“İçinde bulundukları bütün sıkıntılara rağmen yarınlarımızı emanet edeceğimiz çocuklarımızı yetiştirmek gibi büyük bir sorumluluğu üstlenen fedakâr öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutlar; saygılarımı, sevgilerimi sunarım. Başta Başöğretmen Atatürk ve şehit öğretmenlerimiz olmak üzere bugün aramızda olmayan öğretmenlerimizi de rahmetle anıyorum. Mekânları cennet olsun.”



YENİ BİR GÜN

 

İstanbul'a geldiklerinde bir öğretmen hemşerisi: "Dağda evliyalık kolay, önemli olan şehirde evliya olabilmek derler ya. Bu sözü öğretmenlere adapte edersek, Anadolu'da öğret­menlik yapmak kolay, önemli olan İstanbul'da öğretmenlik yapmak demeli. Burada kaç tane tanıdığım öğretmen varsa hepsi okul dışında mutlaka ikinci bir iş yapıyorlar. Ben de yapıyorum. Buna mecburuz. Sen de mutlaka bir iş yapmalı­sın." demişti. Maaşının yarısını kiraladığı eve verince arka­daşına hak verdi. Çocukların okul masrafları da hayli yüksek­ti. Bu sebeple durumu çocuklara belli etmeden okulu da çift tedrisat olduğu için, yarım gün çalışabileceği bir iş aramaya başladı. Ama bir türlü iş bulmak mümkün olmadı.

 

Akşamları mesai sonrası Eminönü'nde turşu satan Taşköprülü eski bir okul arkadaşı: "Gel sana da bir araba ayarla­yalım. Bu iş kârlı. Akşamları iki saat çalışsak hayli para geti­riyor." deyince: "Ben bu işi kesinlikle yapamam." cevabını vermişti.

 

Bütün çabasına rağmen bir iş bulması mümkün olmadı. Bozkurt'ta iken tasarruf ettiği üç beş kuruş da harcanıp bitince arkadaşının teklifini kabul etmek zorunda kaldı. İlk akşam işe birlikte çıktılar. İki turşu arabasını da yan yana sahile yakın bir yere koydular. Ömründe hiç bu kadar sıkıldığını ve utandığını bilmiyordu. Arabanın yanında ezilmiş, büzülmüş, küçücük kalmıştı. Hep etrafı gözlüyor, tanıdık biri geliverecek diye ödü kopuyor, özellikle bu vaziyette kendisini bir öğrencisinin görmesinden korkuyordu. Bu korkuyla eridikçe eridi. "Oku­lumdan bir öğrenci görürse, ben bir daha okula nasıl giderim veya eski bir öğrencime rastlarsam ne yaparım." diye düşü­nüyordu.

 

Turşuları bitince arabaları turşu aldıkları yerin deposuna bıraktılar. Aldığı turşunun borcunu ödedikten sonra bir miktar kâr kalmıştı. Aceleyle eve geldi. Çocuklar geç gelmesine alışkın olmadıkları için çok merak etmişlerdi. Hele bitkin hâlini görünce "Hastalandın mı? Bu halin ne babacığım?" diye telâşlandılar. "Bir şeyim yok ço­cuklar. Pastanesi olan bir arkadaş hastalanmış da birkaç gün okul sonrasında gelip kasada oturuversin diye haber yollamış. Onun için geç kaldım. Yorgunluğum da ondan." diyerek ço­cukları yatıştırdı. Ama soğuk havaya rağmen ter alnından akıyordu. Çocuklarına hiç yalan söylememişti. Bu, onlara söylediği ilk yalandı. Onlara nasıl; "Turşu satmaktan geliyo­rum." diyebilirdi. Yaptığı ayıp bir şey değildi ama çocukların yanında bütün itibarımı kaybederim diye düşünmüştü.

 

Lavaboya giderek musluğu açtı, buz gibi soğuk suyu yü­züne çarpmaya başladı. Soğuk su iyi gelmişti.

 

Havlu ile yüzünü kurularken kızının odadan: "Baba çabuk gel." diye bağırdığını duydu. Ne olduğunu anlayamamanın şaşkınlığı içinde "Ne var, ne oldu?" diye merakla kapıyı açın­ca: "Bak televizyonda Bozkurt çıktı." dediler.

 

Kendini televizyonun karşısındaki koltuğa atarak adeta ne­fes almadan seyretmeye başladı.

 

Çocuklar da hiç konuşmuyorlardı. Bozkurt'u, İlişi'yi, mısır bahçelerini sanki ilk defa görmüşçesine, soluk almadan seyre­diyorlardı. Mahalli kıyafetleriyle kestane toplayan kızlar on­lar için yabancı yüzler değildi.

 

Programın bitmesine rağmen odada uzun süre sessizlik sür­dü. Kimse konuşmaya cesaret edemiyordu. Sessizliği kızı bozdu: "Ben buraya hiç alışamadım. Bozkurt'u çok özlüyo­rum."

 

Oğlu iki yıl önce üniversite imtihanını kazanınca onu bir yurda yerleştirmişti. İkinci yıl kızı da oğlu gibi üniversite imtihanında başarılı oldu. İki çocuğunun birlikte İstanbul'da okuyacağına sevindi. Fakat kızını yurda yerleştirmek müm­kün olmadı. Bu durum kendisini çok zor bir karar vermeye itti.

 

Çocuklarının rahat bir şekilde okuyabilmesi için İstanbul'a tayin istemeye karar verdi.

 

Bozkurt'tan ayrılmaları çok zor oldu. İnsanların birkaç yıl­da edindikleri bazı alışkanlıklarından bile vazgeçmeleri o kadar kolay olmazken onlar; doğdukları, büyüdükleri, yakın­larının mezarlarının bulunduğu toprakları bırakıp, hiç tanı­madıkları yeni bir dünyaya gidiyorlardı ve bu yeni dünyada onları nelerin beklediği belli değildi.

 

Mustafa Öğretmen çocuklarına "İyi geceler." diyerek odası­na çekildi, yatağına uzandı. Ama bir türlü uyku tutmuyordu. Bozkurt'taki çocukluk günlerini, Göl Öğretmen Okulu'ndaki öğrencilik günlerini düşündü. Ömrünün 6 yılının geçtiği Göl'de unutulmaz günler geçirmiş, gerçek arkadaşlar edin­mişti…

 

Dokuz arkadaşıyla birlikte okuldan aldıkları erzaklarla bir­likte gittikleri Daday'ın İnciğez Köyü’ndeki stajı düşündü. Öğrencilikten öğretmenliğe ilk defa bu stajla geçmiş, köyü ve köylüyü ilk defa yakından tanıma fırsatını bulmuştu.

 

Mezun olurken okul idaresince kendilerine dağıtılan: "Mezun olduktan son atanmak istediğiniz üç ili yazınız." cümlesinin bulunduğu forma, sınıftaki bütün arkadaşlarının "Türk Bayrağı'nın dalgalandığı her yer…" cevabını yazdıklarını her zaman gururla hatırlardı.

 

Mezuniyet sonrası atandığı Cide'nin Gürleyik Köyü'nün onda özel bir yeri vardı. Bu köyde evlenmiş, bu köyde çocuk­ları dünyaya gelmiş, bu köyde ilk öğrencilerini mezun etmişti.

 

Ömrü boyunca unutamayacağı en acı hatırası, Çatalzeytin'in Karacakaya Köyü'nde cereyan etmişti. Bu hatıra, eşinin ölümüyle ilgiliydi. Dışarıda kar kalınlığının bir metreyi bul­duğu bir kış günü, eşi aniden rahatsızlanmış, köylülerin de yardımıyla onu ilçedeki doktora götürebilmek için altı saatlik zor bir mücadele vermişlerdi. İlçeye ulaştıklarında iş işten geçmiş, kader arkadaşı onu iki çocuğu ile birlikte bırakarak bu dünyadan göçüp gitmişti. Kendisine bir asır gibi gelen bu altı saat içindeki eşinin haykırışları daima kulaklarında çın­ladı durdu. Yeniden evlenmedi. Çocuklarına hem anne, hem baba olmaya çalıştı.

 

Bozkurt'a tayinini daha çok çocukları için istedi. Onların daha iyi yetişmeleri için her türlü fedakârlığı yapmaya ha­zırdı. Her iki çocuğu da Bozkurt’taki tahsil hayatlarında ken­disini mahçup etmediler. Bu sebeple onlara İstanbul'daki yük­sek tahsilleri sırasında da ne pahasına olursa olsun her türlü desteği sağlayacaktı. Mustafa Öğretmen, uzun süre hatıralar âleminde yüzdükten sonra uyuyakaldı.

 

Sabah kızı: "Haydi babacığım kahvaltı hazır. Okula geç kalacaksın." diye uyandırdı. Kahvaltılarını yaptıktan sonra yeni bir güne başlamak üzere evden çıktılar...(1)

 

  1.    Siz Hiç Kastamonu’yu Gördünüz mü? / Mehmet SAYAN

Kastamonu Belediye Başkanlığı Yayını



Bu yazı 80 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI