www.kastamonubirincihaber.com kastamonuhaber kastamonudan haber birincihaber bizden haber kastamonugazeteleri haberler.com
Bugun...
Reklam
Reklam
Şehit Şerife Bacı (Hikâye)


Mehmet SAYAN Mehmet Saim SAYAN
mehmetsaimsayan@gmail.com
 
 

“Türk kadını dünyada emsali bulunmayan kahraman bir anadır. Öyle bir anadır ki, tarihte nice kahramanlar, cihangirler doğurmuştur.” Menzil Mıntıka Müfettişi Osman Bey 

Rüzgârın bitmeyen uğultusu, deniz dalgalarının çıkardığı insanı ürperten sesler ve arkası bir türlü dinmek bilmeyen kar. Yıllardır böyle bir kış görülmemişti. Rüzgâr esiyor, esiyor, dalgalar hırçın bir şekilde kayalara vuruyor, kar adeta düşman çizmeleriyle kirlenen toprağın ayıbını örtmek istercesine ya­ğıyordu. Düşman çizmelerinin giremediği İnebolu, eli silâh tutan bütün erkeklerini cepheye göndermiş, evlerde yaşlı erkekler, kadınlar ve çocuklar kalmıştı.

Deniz yoluyla İnebolu'ya gelen cephaneler, karadan cep­hede savaşan askerlerimize yetiştirilecekti. Türk kadını, er­keği cephede savaşırken evinde oturamazdı. Kış, kar, fırtına, açlık onu evine hapsedemezdi. Nasıl ki barış zamanında erke­ğiyle beraber tarlada omuz omuza çalışmışsa şimdi de vata­nını kurtarmak için düşmanla mücadele eden erkeğini yalnız bırakamazdı. Bu yüzden Ayşeler, Elifler, Fatmalar, Halimeler koştular kağnılarını, yüklediler cephanelerini kağnılarına, sar­dılar küçük çocuklarını sırtlarına, koyuldular yollara… Küre, Ilgaz Dağları kağnı gıcırtılarıyla inlemeye başladı. Bu gıcırtı yayıldı bütün Anadolu'ya, ulaştı cephedeki askerlerimize ka­dar. Kağnılar birdi, bin oldu. Çoğaldı gittikçe, Türk'ü kurtaracak umut oldu. Fırtına, yağmur, kar soğuk durduramadı onları. Uzadı gitti kağnı kolları İnebolu'dan Ankara'ya, İnebolu'dan Sakarya'ya kadar.

1921 yılının Aralık  ayının bir sabahında uyanan İnebolulular rüzgârın esmediğini, karın yağmadığını gördüler. Soğuk da biraz kırılmıştı.  İlçede hemen bir hareket başladı. İnsanlar sağa sola koşuşuyor, insan seslerine hayvan ve çocuk sesleri karışıyordu. Öküzler kağnılara koşuldu, yiyecek çıkınları ha­zırlandı. Cephaneler, gülleler, silâhlar kağnılara yüklendi. Öğ­le olmadan geride kalanlarla helâlleşen kağnı kolundakiler yola düzülmüşlerdi bile. Yine kağnı sesleri dağları inletmeye başladı.

Kağnı kolundakiler genellikle kadındı. Mümkün olduğu kadar birbirlerinden ayrılmadan yollarına devam ediyorlar, geceleri hep beraber bir köy veya han civarında mola veriyor­lardı.

Kağnı kolunun en sonundaki alaca önlük kuşanmış, başına benli bir çar örtmüş olan kadın, sırtına sardığı yavrusuyla bu sefere çıkmıştı. Bu kadın, Devrekâni İlçesi'nin Seydiler Bucağı’nın Satı Köyü'nden Şerife'ydi. Elindeki üvendireyi zayıf öküzlere dürterken, sanki yeteri kadar beslenmemekten zayıf düşen, bu yüzden de kendisine karşı direnen hayvanlara baş­ladıkları bu işi mutlaka tamamlamaları gerektiğini anlatmak istiyordu. Şerife "Açlık ve soğuk beni durduramaz. İnebolu'­dan aldığım bu mukaddes emaneti zamanında yerine ulaştırmalıyım." diye düşünüyordu. Sırtındaki yavrusunun kendi çektiklerini çekmemesi için, bunu başarmalıydı…

İkindiye doğru bir su başında hayvanları sulamak için dur­dular. Onca kadının içinde yaşlılığı yüzünden cepheye gide­meyen, görmüş geçirmiş, birçok savaşa katılmış ak sakallı bir gazi vardı. Kağnı kolundaki birkaç erkekten biri olan bu ihti­yara öbürleri Dede derlerdi. İhtiyar Gazi, hep cephede olmak isterdi. Hayat onun için cephede olmak, vatan için, din için savaşmak demekti. Zaman zaman gözleri buğulanıyor, ken­disini "Allah, Allah" sesleri arasında düşmana karşı süngü hücumuna kalkan Mehmetçiklerin arasında görüyordu. Verdikleri bu kısa molada yine böyle bir rüyaya dalmak üzereydi ki bir çocuk ağlaması onu içinde bulunduğu gerçek­lere döndürdü. Kağnı kolunun en sonundaki Şerife sırtındaki ağlayan çocuğunu çözüp kucağına aldı. Çocuk acıkmış ol­malıydı ki biraz uzaklaşıp, sırtını dönerek yavruyu emzirme­ye başladı.

İhtiyar Gazi, başını havaya kaldırmış gökyüzünü ince­lerken, yüzünde bir endişe bulutu dolaşıyor, sanki yılların yüzüne çizdiği çizgiler daha da fazlalaşıyordu. Kadınlara dö­nerek: “Ben bu havanın durumun beğenmiyorum. Bunun sonu fırtınadır, tipidir. Eğer bir başlarsa çok da uzun sürer. Bulun­duğumuz yerden bir adım atamayız, hapsolur kalırız. Oysa ki Kastamonu'ya ne kadar da yaklaşmıştık” dedi.

Kafile başkanı, Çanakkale'de sağ kolunu bırakarak köyüne dönen bir gaziydi. Dede'ye: "Sence fırtınanın bastırması kaç saat sonra olur?" diye sorunca, Dede "6-7 saati bulur zanne­dersem" cevabını verdi. Emzirdiği çocuğunu kucağına alarak, arkadaşlarının yanına gelen, gözlerinde şimşekler çakan genç kadın kafile başkanına: "O halde gece bir yerde konaklamayıp yola devam edelim, tipi gelinceye kadar Kastamonu'ya va­rırız." Öylesine kararlı konuşmuştu ki hepsi bu fikri uygun gördüler. Bir an önce Kastamonu'ya varabilmek için yola ko­yuldular.

Bir müddet sonra ortalık karardı. Geceyle beraber soğuk da arttı, kafiledekiler hedefe varabilmek için öküzlerini hız­landırmak gayesiyle üvendirelerini hayvanlara dürtüyorlardı. Hayvanlarsa gecenin karanlığından ve sessizliğinden ürkmüşçesine yavaş gitmekte direniyorlardı. Gece yarısına doğru gökyüzü simsiyah oldu. Hava büsbütün soğudu. Hafif bir rüzgâr çıktı. Kurt ulumaları gecenin sessizliğini yırtarken ruh­lara bir ürperti vermeye başladı.

Kafilenin en sonundaki Şerife Kadın, içindeki bu ürperti ve korkuyu yenmeye çalışıyor, kendi kendine sorular soruyor, kendi sorularının cevaplarını yine kendisi veriyordu. "Cep­hedeki erkeği şimdi Ne yapıyordu? Düşman nerelere girmişti? Yavrusu hürriyeti tadabilecek miydi?" Düşüncelerini bazen kağnı gıcırtıları, bazen kurt ulumaları, bazen de yavrusunun sesi bölüyordu. Kızı onun her şeyiydi. Erkeğinin yadigârıydı. Kağnıdaki bir kilim parçasını sırtına sardı. Çocuğu üşütmemeliydi. O sırada çocuk ağlamaya başlayınca "Ağlama kızım babana cephane götürüyoruz. Top gülleleri götürüyoruz. O bunları düşmanlara atacak, onları yurttan kovacak, sonra köyümüze dönecek. Yine hep beraber mutlu ve hür olacağız. Onun için bu güllelerin mutlaka cepheye ulaşması lâzım." dedi. Her seferinde de aynı sözleri tekrar ederdi. Bu sözler sanki çocuğu uyutan bir ninniydi. Yavru, bu sözleri dinler, anlıyormuşçasına bakar, sonra yavaş yavaş gözleri kapanır, uykuya dalardı. Rüzgâr gittikçe şiddetleniyordu. Bu arada kar taneleri de atıştırmaya başladı. Gazi'nin söyledikleri çıkmıştı. Rüzgâr ve kar daha da şiddetleneceğe benziyordu. Daha sabah olmasına, Kastamonu'ya varmalarına hayli zaman ve mesafe vardı. Ka­dın kağnısını örten yorgana yaklaşarak açtı, Yorganın altında samanlar arasındaki top güllelerine bir anne şefkatiyle bakarak okşadı. Üzerlerini tekrar titizlikle örttü. Yorganın iki tarafını sıkıştırdı.

Kar birden fazlalaştı. Göz gözü görmüyordu. Kafile baş­kanı: "Kimse geride kalmasın, birbirimizi kaybetmeyelim" diye bağırdı. Artık önlerindeki kağnıyı bile seçemiyorlardı. Rüzgârın sesi, kurt ulumaları, kağnı sesleri, birbirine karı­şırken, hava da müthiş soğudu. Kafiledekiler tek bir şey düşü­nüyorlardı. Bir an önce Kastamonu'ya varabilmek. Yılan gibi kıvrılan, bir kağnının bile zor gittiği daracık yollardan kaç saat, kaç kilometre yol aldılar bilmiyorlardı.

Tipi o kadar fazlalaşmıştı ki ilerleyemez hâle geldiler. Yakınlarında mola verecek, sığınacak yer de yoktu. Onlar için durmak, ölüm demekti. Ölümden korkmuyorlardı. Cepha­neleri yerine ulaştıramamaktan korkuyorlardı. Bu korkuyla yürüdüler. Tipi arttıkça arttı, soğuk fazlalaştıkça fazlalaştı.

Şerife, ellerinin, ayaklarının uyuşmaya başladığını hissediyordu. "Donuyor muyum?" diye düşündü. Hemen sır­tından çocuğunu çözerek, top güllelerinin üstüne örttüğü yor­ganı açtı. Güllelerin altındaki kurumuş otlardan ve samanlar­dan yavrusuna emin bir yatak hazırladı ve çocuğu buraya yatırdı. Sonra yorganı itina ile örttü. Kendisi ölebilirdi ama onlara bir şey olmaması lâ­zımdı. Onlar, memleketin geleceği için lâzımdı. Üvendiresini öküzlere dürttü. Yorgun ve isteksiz kaldığını hissediyordu. Onlara yetişmesi lâzımdı. Yürüdü, yürüdü. "Kastamonu'ya yaklaşmış olmalıyım." diye düşündü. Ayakları, elleri büs­bütün uyuşmuştu. Adım atamaz, kollarını sallayamaz hâle geldi. Derin bir uyku bastırmıştı. Uyumak istemiyordu. Ama gözleri kapanıyor, göz kapaklarını kaldıramıyordu. Halbuki uyumaması, yürümesi, hedefe ulaşması lâzımdı. Birden öküz­lerinin gitmediklerini, durduklarını hissetti. Onları gayrete getirebilmek için üvendireyle dürtmek istedi, başaramadı. Adımını atmak istiyor, atamıyordu. Adeta kanı bile donmuş­tu. Hiçbir şey hissetmiyordu. Ölmek üzere olduğunu anladı. Çocuğu ve top gülleleri ne olacaktı? Onları korumalıydı. Bi­raz sonra sabah olunca mutlaka bir gören olur, gelip kurtarırdı. Ama o zamana kadar onları korumalıydı. "Allah'ım onları ko­ru." diye ellerini iki yana açtı. Bir elinde üvendiresi vardı. Kaskatı kesildiğini hissetti, Kelime-i Şahadet getirerek kağnının üzerine serdiği yorgana kapaklandı.

Sabah olup da Şerife’nin ölüsünü ve yorganın altında ağlayan kız çocuğunu bulan Devrekânili Cemil ve Beşiktaşlı Rıfat Çavuşlar onları Kastamonu kışlasına götürdüler. Komu­tan Osman Bey ve diğer Türk askerleri, şehit olan bu bacı­larının başardığı büyük iş için gurur duydular. Fakat duyduk­ları bu gurur dökülen gözyaşlarını engelleyemedi.

Genç kadının hüviyeti tespit edilerek köyü olan Seydiler'e gömüldü. Ama O'nun adı Şehit Bacı olarak kaldı.

Şehit Bacı, bu topraklarda hür olarak yaşayabilmemiz için şehit olan binlerce isimsiz kahramandan biridir. Şehit Bacı, Millî Mücadele'de mermi taşıyan Türk Kadınını temsil eden bir semboldür.

Şehit Bacı, Türk kadınlarına zamanı geldiğinde birer Şehit Bacı olmalarını söyleyen bir mesajdır. Şehit Bacı, öküzlerinin başında, elinde üvendiresiyle şim­diye kadar dünyanın hiçbir kadınının başaramadığını başaran bir destandır… (1)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

(1)   Şehit Şerife Bacı – Kurtuluş Savaşı Hikâyeleri/Mehmet Sayan

Kastamonu 2018 Türk Dünyası Kültür Başkenti etkinlikler kapsamında bastırılmıştır.



Bu yazı 300 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI