www.kastamonubirincihaber.com kastamonuhaber kastamonudan haber birincihaber bizden haber kastamonugazeteleri haberler.com
Reklam
Bugun...
Reklam
Reklam
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ'


Mehmet DOGAN MEHMET DOGANLA CUMA SOHBETİ
mehmet_dogan1956@hotmail.com
 
 

Değerli okurlarım; Çanakkale Deniz Zaferi’nin 103. Yılındayız. Her türlü imkansızlığa rağmen dünyanın en güçlü donanmasına karşı etten bir duvar oluşturarak, Çanakkale’yi geçilmez yapan ecdadımızı, tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Mekanları cennet olsun.

 

1914 Ağustos ayına gelindiğinde Avrupa iki kutba ayrılmıştır. Bir tarafta İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya’dan oluşan “ Müttefikler”, diğer tarafta ise, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı’dan oluşan “İttifak Devletleri”.

 

Osmanlı Devleti’nin Almanya’nın yanında yer alması müttefiklerin canını çok sıkar. İngiltere, parasını peşin aldığı iki savaş gemisini Osmanlı’ya teslim etmez. Almanlar, Osmanlı’ya iki savaş gemisi verebileceklerini açıklarlar. Daha sonra Yavuz ve Midilli atlarını alan bu iki gemi Karadeniz’e açılıp, bazı Rus limanlarını bombalarlar. Bunun üzerine 2 Kasım 1914 de Rusya, Osmanlı’ya savaş açar.

 

Daha resmen savaş ilan etmeden, İngiliz ve Fransız savaş gemileri 3 Kasım 1914 ‘de  Çanakkale Boğazı’na gelerek tabyalarımızı bombalarlar ve 5 Kasım 1914 de de resmen savaş ilan ederler.

 

Düşman ilk saldırıyı neden Çanakkale’den başlatır,  sorusu akıllara gelebilir. Elbette bunun muhtelif sebepleri vardır. Bu sebeplerin en önemlisi; Müttefiklerin  Çanakkale’den geçerek  İstanbul’u ele geçirmek ve Osmanlı’yı saf dışı etmektir. Böylece “ Hasta adam” dedikleri Osmanlı’nın mirasına konacaklar, Almanlar karşısında bunalan Ruslara kolayca yardım gönderebilecekler, Alman-Avusturya orduları arkadan çevrilmiş olacak, Süveyş kanalı ve Hint yolu üzerindeki baskı kalkmış olacaktır.

 

İngiliz Savaş Konseyi, Çanakkale’ye 300 yıldır yenilgi yüzü görmemiş dünyanın en güçlü ve en öldürücü silahlara sahip donanmasını gönderme kararı verirken, sonuçtan da gayet emindirler. Harbiye Nazırı Lord Kitchener bunu şu sözlerle açıklar: “ Gelibolu şehrinin karşısında bir denizaltımız su yüzeyine fırlayıp, İngiliz Sancağını üç kere sallarsa yarım adadaki bütün Türk garnizonu tabanları yağlayıp soluğu Bolayır’da alır.”

 

İngiliz hükümetinin Akdeniz’deki filo komutanı amiral Corden de, savaş başladıktan sonra 2 Mart 1915 tarihinde Londra’ya çektiği telgrafta, kendinden son derece emin olarak şöyle diyor: “Havalar müsait gittiğinde iki hafta sonra İstanbul’da olacağımızı ümit ediyorum.” Bütün Avrupa, Çanakkale’nin geçileceğine ve İstanbul’a gireceklerine inanmaktadır. Daha savaşın başında Beyoğlu’ndaki azınlıklar, Haçlıların merasimle geçeceği yolları gören pencereleri kiralamakta, İngiliz Büyük elçiliğinde de, gelecek misafirleri karşılama hazırlıkları yapılmaktadır.

 

İngilizlerin sergilediği bu kirli savaşta Mehmet Akif’in, “Kimi Hindu, kimi yamyam, Kimi bilmem ne bela…” dediği değişik ırk ve renklerden insanlar vardır. İngilizler, Hindistan’da “Halifenin Almanlar tarafından esir edildiğini, Türklerin Alman dinine girerek Protestan olduklarını ve İstanbul’daki camilerin minarelerini yıkarak kiliseye çevirdiklerini” yayarak Hintlileri peşlerinden sürüklerler. Ayrıca Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki Arapların çoğunu da “Halifeyi kurtarmaya gidiyoruz” diye aldatarak arkasına alırlar. Fransa, en vurucu silahlara sahip, en modern savaş gemileriyle İngilizlerle birliktedir. Yunanlılar ve Yahudiler de karşımızdaki koalisyonun içinde yerlerini alırlar. Güçler arasında çok büyük dengesizlik vardır. Bu savaş; teçhizat, mühimmat  ve her çeşit varlığa sahip düşman ordusuyla, imkanları kısıtlı, topu tüfeği sayılı, siperleri silahları zayıf, bu yarı aç askerler arasında cereyan etmiştir. 

 

Yokluk her tarafta kendini htirir. Elde, tel engeli yapacak dikenli tel, sığınak yapacak kereste yoktur. Bu nedenle yıkılan evlerden veya terk edilen köylerden  sağlanan kerestelerle sığınak, bahçe çitlerinden sağlanan tellerle tel engeller yapılmaya çalışılır. Eldeki tahkimat malzemesi yeterli değil, köylülerden ve dükkanlardan sağlanan kazma ve kürekler kullanılır. Eratın üstüne üniforma, ayağına postal bulunamaz. Kendi yetersiz giysilerini giymek zorunda kalırlar. Bir kısmı ayağındaki çarıkla, bir kısmı da çıplak ayakla yürümek zorunda kalır.

 

 Bu cehennemi savaşta insanın kanını donduran sahneler yaşanır. Merhum Mehmet Akif, buradaki manzarayı şöyle ifade eder: “Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer/O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer/Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak/Boşanır sırtlara, vadilere sağnak sağnak”

 

18 Mart 1915’de denizden büyük bir taarruza geçen müttefik kuvvetler, Mehmetçiğin, önceki saldırılarda olduğu gibi, canı pahasına ortaya koyduğu direnme sayesinde inanılmaz bir şekilde hezimete uğratılır. Filonun en modern ve ateş gücü en yüksek gemilerinin bir çoğu batar veya kullanılmaz hale gelerek savaş dışı kalır. Nusret mayın gemisinin bir önceki gece Boğaza bıraktığı mayınlar sayesinde ve topçu bataryalarımızın fedakarlığı ile deniz savaşı büyük bir zaferle sonuçlanır.

 

 

 

Eğitimci Yazar

Mehmet Doğan



Bu yazı 742 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

KASTAMONU BELEDİYE BAŞKANI KİM OLSUN


YUKARI